29 Aralık 2017 Cuma

öhem deneme yazma sanatı üzerine denemem olacak

insan neden yazar
neden yazıyorum
ben bir kabusum
ben bir ataletim
savrulan şemsiye
üstü alınmayan para
sermaye
ve bir çöküntüyüm


istediğim şey gerçekleşmek
bir kere olsun kendime karşı dürüst olmak
bir kere olsun.
vurgular hale geldim
kendimi
eşlik edin güzel ve hüzünlü kahpelerim
bu alıp başını gitmiş deliliğime
gömün beni kazdığım çukura
üstüme atın tüm palavralarımı
yitirin beni yalanlarım içinde
karşınıza çıkacak olan şey,
özeti olacak kısa hayatımın
mezar içinde varoş bir adam
elinde kuru papatyalar
alnında bir çatlak

7 Aralık 2017 Perşembe

insanlar neyder korkar

bunu ilk işlerken bilinmeyenden korkar deyip kestirip attım, sonra tekrar ele aldığımda fark ettim ki insan bildiği şeylerden de korkuyor. bilinmeyenin insanın korktuğu şey olmadığına karar verdim. insanın korktuğu şey anlamlandıramadığı şeylerdir. öyle bir şey düşünün ki hiçbir anlam verip o şeyi mantıklı veya akla kar hale getiremiyorsunuz. işte budur insanın korktuğu; bilmediği değil anlayamadığı.

21 Kasım 2017 Salı

klostrofobik zeka

sıkışıklığın içindeki kıvrıklık
ne kadar daha çökebilir bu hiçlik
acı veren bir gülümsemeyle
eşlik ettim tüm tövbelere
bırak bu işleri diyenleri bıraktım
dinleyici bulduktan sonra anlatacak hikayeden bol ne var
kırgın bakışların içine tüküreyim
herşeyi kendim için yaptım



gücsüzlüğe hükmetmenin huzuru içinde kıvrıla kıvrıla dolanıyorum. bir yılan kadar sakin ve soğukkanlıyım. tanrıların görüşlerini aldım "tamam" dediler. planlar tam gaz devam ederken bir orospu çocuğu gibi direksiyonu kırıp kaza yapmak istiyorum. acılar ve bitmemişlik benim motivasyonum. yarım kalan herşeye taparım. çünkü bende bir yarım kalmışlığım. öpüyorum tüm bitmemiş eserleri. öpüyorum tüm kırık kalpleri. gözlerimden yaşlar döke döke sarılıyorum tüm umutsuzluğunuza. biliyorum ki paylaşıyorsunuz hislerimi. o zaman tutun buruşuk ellerimi, kaybolalım tüm bu koyulukta!

2 Ekim 2017 Pazartesi

ülkede deli yetişmiyor!

kendimi çok yalnız hissediyorum. herkes nasıl oldu da birden bire bu kadar akıllandı da ben yalnız kaldım. soru sormaya olan hevesim hiç azalmadı.aptal dediler hakaret ettiler ama bir kez olsun sorularıma cevap vermeyi denemediler. ahhh bir deli çıksa karşıma da uzun uzun sohbet edebilsem.
insanlar her şeyi biliyor bu devirde. her sorunun cevabını biliyor. her cevabın da sorusunu biliyorlar. o kadar alışmışlar ki var olmaya, içimden hepsini öldürmek geliyor ister istemez, sırf alışkanlıklarını değiştirmek için. bir kahve fincanın içinde yaşattığım mutluluğumla dimdik ayaktayım baylar. uzun bir süre daha buralardayım. ama gücüm yavaş yavaş tükeniyor yalnızlık beni yavaş yavaş kemiriyor. o yüzden sesleniyorum boş sokaklara; DELİRİN! 

15 Ağustos 2017 Salı

Bir tür gözlem ve özlem

Dünyanın his olarak yoğunluğunun fazla olduğu yerler ve insanlarla çevrili bölgelerinde geçirilen zamana karşı bir istek. Kendini küçümseme, daha iyisine duyulan özlem ve bir tür farkında olma durumuna geçiş. Bu farkındalıklara geçilirken bir hüzün fırtınası. Sürekli bir kıyaslama hali içinde. Onun yerinde olsaydım keşkeler filan. Kendimden memnun değil miyim? Yoksa şuan içinde bulunduğum zaman diliminden mi memnun değilim? Ne istiyorum? Ne yapmalıyım?

O yoğunlukta kaybolabileceğim yerlerde var olmak istiyorum. Ama zihnimde o yerlere gidebiliyorum, o kadar önemli ve gerekli mi vucüden ve algısal olarak o yerlerde bulunmam? Zaman ve mekana bağlı olmak boğuyor beni. Bir tür özlem var içimde kaybolmaya karşı, o yoğun hislere karşı, zaman ve mekandan soyutlanmaya karşı. İçimde bir kıskançlık var sahip olamadakılarıma karşı.

Peki ya sahip olduklarım? Onları boşver! Daha fazlasını istemeli insan her zaman. Bu yanlış birşey mi bu açgözlülük mü? Hiçbir zaman sahip olduklarıma bakıp bunlar bana yeter dememeliyim.Anlıyorum galiba. Sanırım hissel olarak veya duygusal olarak bir doyuma ihtiyacım var.

Biraz fazla mıyım? Yoksa biraz az mıyım? Tamamlanması ve çıkartılması gereken şeyler var sanırım. Sanmaya karşıda bir bıkkınlığım var. Yağmur olup yağmak istiyorum bir süre.

7 Temmuz 2017 Cuma

olen gonullu

kahpelesen hisler
sosyalitenin buyusu
kavruk teninin sicakligi
cocuksu hislerin caresiz mutlulugu

ben ben oldum ama boyle olmadim
benim ben olusum bu duraklara ugramadi
bilmedigim bir limandan kalkan son geminin yolcusuyum artik
gittigim yerin muhimmiyeti aksam yemegimden daha onemli degil
suruklenisimden
haz almaya bakiyorum

Gece

parisin cilali arabalarindan yansiyan eski binalar eski simalar eski asklar

29 Mayıs 2017 Pazartesi

ten page

     göz kapaklarımın açılışını fark ettim. bilincim uyanmıştı, ben ise bilinç altıma aşıktım. uyumayı seviyorum çünkü başka farkındalıklarda uyanmamı sağlıyor. odaya bakıp yalnızlığımı soludum. boş bir kupa ve boş bir sürahi. susamıştım. bu aralar çok susar olmuştum. aynada ki gözlerin parıltısı eskisi kadar parlak değildi. hiçbir şey eskisi gibi değildi. evdeki sessizliğin bunaltısıyla bilinçsizce şarkı söylemeye başladım. bilinçsizliğimi seviyorum. yapılacak şeyler listesine eklemek istediğim şeyler aklıma geldi. eklemedim. turuncu bir gün olacak gibiydi. bu aralar günler gitgide turunculaşıyordu.yakında da kırmızılaşacak gibiydi. yaz gelmişti ama gelmemiş olan daha çok şey vardı. zaman geçti ben zamana ayak uydurmaya çabaladım. sokağa çıkıp güneşin sıcaklığını hissettim tenimde. bir kaç dakika öylece dikildim soğukluğumu üzerimden atmak için.atamadım. yavaş yürüdüm esintiyi hissedip üşümemek için. gölgelerden uzak durdum. varana kadar otomatikliğime yürüdüm.kayboldum o çok bildiğimi sandığım her şeyde. sağa sola bakmadım sadece yürüdüm, varana kadar sıcaklığına. yalnızlığıma çare olan tek şey senin varlığındı. sen olmasaydın yine dönerdim rüzgarlı duvarlarıma. bilmediğin o kadar çok şey vardı ki bu bilmeyişlerine aşıktım. bu yüzden yanaşmıyordum sana. büyüyü bozmamak için. bilinçsizliğini seviyorum. benim sahip olamadığım bir şey bu. bilinç altlarıyla yaşayan insanları seviyorum. dipsiz okyanusta dibi arayan bir çapa gibi hissediyorum kendimi. her dakika her saniye daha derine iniyorum. her an sarsılıyorum, her an sıkışıp bunalıyorum. bu yüzden unutmak iyi geliyor. ne kadar derin bir insansın ne kadar derine daldın da sonra çıkmak istedin. biliyorum daldın belki benden daha derine belkide dibe ulaştın. görebiliyorum gözlerinde. merak ediyorum, hissedebiliyor musun soğukluğumu? üşütüyor mu seni benim soğukluğum? cevapları yalnızca ben verebilirim sen değil. hep böyleydi hep böyle olacak. insanlardan asla cevap beklemem onlar yerine yanıtlarım soruları ne kadar cevap vermek isteselerde. burası benim dünyam benim varoluşum benim kararlarım. özgürlük haklarımı kullanıyorum sadece. özgürlüğün getirilerinden sonuna kadar faydalanıyorum. peki ya bana yöneltilen sorular. bilinçaltımı kapadım bu sorulara. paçavra olan bilincimle cevap veriyorum her şeye. sonra dönüp dönüp düşünüyorum verdiğim cevapları. bilinç altım yapıyor bunu ben değil. bilinçaltımı seviyorum. benden daha mükemmel cevaplar veriyor. sadece bana. kaybolmak istediğim zaman ışıltılı geçmişte an'a döndürüp sarsıyor beni soğukluğuyla okyanus ve ben her sarsılışımla daha derine iniyorum. bir gün o kadar derine ineceğim ki hiç kimse çekemeyecek beni yukarı hiçbir şey ısıtamayacak. soğukluğumun içine gömülüp kendi sıcaklığımı bulacağım. o zaman hiçbir şeye ihtiyacım kalmayacak ne sana ne senin sıcaklığına ne de bilinçaltıma. o gün gelene kadar bu sıkışıklık ve soğukluğa katlanmak zorundayım. kolay bir yol değil benimki ama ben seçtim batmayı. varoluşum böyle. mutlu oluşum böyle. kendime verdiğim cevaplar böyle.  işte tüm hikaye buydu bu anlamlandırışlarıma tutunuyordum. başka pek bir şey yoktu devam etmemi sağlayan. kuruntular arasında belki bir gün deliririm yada tam tersi ama bildiğim tek bir şey var o da doğru yolda olduğumdur. doğru olan ise hiç kimsenin yürümeyi seçmediği yoldur. bunları bir kenarı bırakırsak ağzından çıkan her laf bulanıp bulanıp bilinçaltıma kusuyordu. beni kirletiyordun sözlerinle. senden uzak durmaya karar verdim ama o kadar uzak değil. sıcaklığını hala hissedebileceğim bir yerde duruyorum. gözlerinde ise dibi arıyorum. 

20 Nisan 2017 Perşembe

nargile içerkenki farkındalıklar

şu an bir yerlerde birileri korkunç acılar çekiyor
birileri çok boktan durumların içinde
acılar içinde kıvranan kanser hastaları
çaresiz duruma düşen insan dilimleri
düğümlenen hayatlar var
bu düğümler kimi zaman bir çembere sokulan kafayla son buluyor
birileri en güzel gününü yaşıyor
hisler denizindeki bütün güzel dalgalar çarpıyor tüm benliğine
kayboluyorum insan dilimleri içinde
kendi hikayemin boktanlığıyla çevriliyken diğer hikayeleri fark ediyorum
nefesim kesiliyor
dumanlı tepeye tırmandırıyorum çaresizliğimi
dumanda kayboluyorum diğer silüetlerin eşliğinde
sızlayan pişmanlıklarım nüksediyor mutluluğuma
kapılıyorum kendi saçmalıklarıma
doku reddi yaşıyor mutluluklarım
dem vuruyorum yalnızlığıma kitaplarımla
en yoğun hissettiğim anlarda üşüyüp titriyorum
mahvoluyorum başkalarının hayatlarıyla yaptığım empatilerle
geçmiş sanki hiç yaşanmamış gibi
ama çarpıyor suratıma tüm geçmişimi varlığım
üşüyorum
battaniyeye ihtiyacım yok
kuruntularımı çekiyorum üstüme
ama bir cekette fena olmazdı
ve mide bulantım
en kötüsü de o işte
bir çocuğun yıkılan hayalleri
vazgeçtiğim her şey
yaşamı tadıyorum bahanesi
tecrübelemenin güzelliği
daha çok şey var yaşayacak
bu cümleleri başka perspektiflerde görmek üzüyor beni
birden fazla insan olmak
korkunç empati yeteneğim
bu yüzyıl böyle mi geçicek?

18 Nisan 2017 Salı

yine yalnızım

yine üstüme çekip geceyi uykuya daldım okumayı yarım bıraktığım kitabın yanında. uyanışım ev arkadaşımın akşamın üçünde gelişiyle bölündü kombide yanmadığı için götüm donmuş bi şekilde uyandım. gittim baktım puşta napıyo diye ev kirasını da geciktirmiştik zaten onun parasını da isteyecektim. puşt küpe taktırmış iki kulağına da aklıma ilk gelen şey odasına astığı tarkan posterlerinin bilinçaltına girip onu bunu yapmaya ittiği oldu. sonra yalanlar uydurdum parayı hızlı teslim etsin diye; ev sahibi sıkıştırıyor borcu varmış hemen vermemiz lazım falan filan. inşallah bu blogu keşfedip okumaz bi gün. her neyse gittim tost yaptım yine sabah kahvaltılarının vazgeçilmez besin kaynağı! old boy isimli filmi indirmiştim torrentten onu izlemeyi planlıyorum flashla tv'ye takıp. old boy'u daha önce izlemiştim aslında ama uzun zaman oldu. uzun zaman önce izlediğim filmleri tekrar izleyip refreshleme huyu var bende o yüzden yeni filmleri fazla izleyemiyorum. düşüncelerimin durgunluğu beni bunaltmaya başladığından hayal gücümü düşüncelerimi biraz açsın diye kitap dergi filan aldım okumak için. yeraltından notlar ve 1984. 1984'ü arkadaş tavsiye etmişti.
hayvan çiftliğini okurken baya haz almıştım onu da aynı arkadaş tavsiye etmişti okumam için şimdide 1984ü tavsiye etti hayvan çiftliğinin yazarının kitabı yine. 26 LİRAYA kıyıp aldım kitabı. kitaplar biraz pahalı ama kültüre bilgiye harcıyorum paramı bahanesiyle fazla takmıyorum kafaya. yeraltından notlarıda bir sitede görmüştüm herkes ilk 5-10 favori kitabını yazıyodu o listeler arasında ya birinci yada ikinci olduğundan almıştım okuma listeme şimdide fırsat çıktı aldım okuyorum aslında tamamen tesadüf eseri aldım yeraltından notları 1984ü almak için gitmiştim kitapçıya ama kitabı alıp kasaya gittiğimde ikinci ürüne fifty fifty indirim yapıyoz AGAAA dedi. bende hemen atladım SÜPEEEEERRRR diye. ama ben 1984 için yapıcak indirimi sanıyodum o yüzden atlamıştım ama başka ürün almam lazımmış. bende kitap alıyım bari dedim çıktım tekrar üst kata görevliye sordum okuma listemdeki kitapları. inanırmısınız HİÇBİRİ YOKTU! yaklaşık 10 kitap sordum! mal görevli yanlış mı yazıyordu ne bok yiyodu bilmiyorum hiçbirini bulamadı dediğim kitapların ama meğersen sonradan tahmin ettiğim gibi mal herif yanlış yazıyormuş kitap adlarını. sorduğum kitapları sağa sola baktıkça gördüm ama asıl ilgimi çeken yeraltından notlar oldu kitabın ilk sayfasını okudum gerçekten hoşuma gitti buraya yazıyım bir kısmını;

'' hasta bir adamım ben. kötü bir adamım. çirkin bir adamım. sanırım, karaciğerim rahatsız. ''

bu kısmı okuduktan sonra hemen kasaya fırladım ve ALDIM (içime) ehehe.

günaydın.

27 Mart 2017 Pazartesi

soru sordum cevap veren yok

zaten kimse veremez benim cevaplarımı!
bir köpekbalığıyım derin sularda! arıyorum kendi cevaplarımı ihtiyacım yok hazır paket cevaplarınıza!
+bu hangi renk?
-mavi
+bence turuncu
sonra gülümse dur saçmalıklarının anlam kazanışına
ah be nerelere getirdin beni dönüş yolunu göstermeden. kaldım şimdi buralarda. çaresizlik içindeyim. büyük bir fırtınada sığınıyorum bir mağaraya .ama korkuyorum yinede kaybolmuşum bi kere. niye haz alamıyorum ki kayboluşlarımdan? on saatlik uykulara ihtiyacım var, aptallığım bana keyif veriyordu. gerçek ve sahte şeylerin birleşimiyim saf olamadım bir türlü. insanlar ve amaçları hayalleri ayakta duruşları ne kadar basit. daha büyük bir şeye ihtiyacım var şeye ıhm şeye şeyee YARRAĞAAA zuahahaha. inancımın körelişi gözlerimin açılışıyla son buldu. 1980 yılına dönüp hawaiideki o yumuşak havayı içime çekip hafif meşrep gece insanlarını gözlemlemek istiyorum basitlikleri mücevherleri mutlulukları herşeyleri güzeldi. mavi yakışıyordu o insanlara. şimdi beatlere ve animelere malzeme olduklarını görüyorum. gitarım var ve mutluluk diyorlar bulamadığım şeye onu çalmaya çalışıyorum ama iyi korunuyor korkularla. hüzünlü yağmurunda eriyor gelecek. an mutlu ediyor ama boş bir söylev gibi titretiyor bir kaç taneyi sadece. bundan ibaret benim varoluşum. ama anlatamadığım her şey büyüklüğümün göstergesidir.

23 Mart 2017 Perşembe

zeus denen puşt

bugün bi öksürmüşüm varyaa!!!! yankılandı etraf beeeeağğğ!
beynim bir jöle
sürerim herkeze
bulaşıcıyım karşimmmmmmmmm

bir pezevenk vardır bilir misiniz? ismi zeus,  bu zeus denen puştun mitolojik evrende sikmediği karı kalmamış amk. aşağıya resmini atıyorum ibnenin, yine bir götü avuçluyo;



bu iboş kendi ablasından tut kendi kızına kadar sik sik bitirememiş. mitolojik evrenin aygırı diyicem ama boktan bi benzetme olacak o yüzden demiyoruumm.
şimdi bunları niye yazdım tostum soğuyo amk 15 dakikadır önümde pelte oldu tost!

18 Mart 2017 Cumartesi

ehe ehe yeni yazı

bugün geçmişimdeki ideolojik izlere doğru yelken açıp saçma sapan onlarca şey düşündüm. izler beni rap ve hip hop kültürüne çıkardı. modern rap parçalarını dinledim ve
HOŞUMA GİTTİ evet inanılacak gibi değil o boktan diye açıp ehe ehe diye gülerek izlediğim şarkıların sonunda replay tuşuna basamadan edemedim ve inanır mısınız TAM 6-7 defa izledim
o dandirik yargısıyla başladığım videoları. belki de sadece dolgun vücutlu sarışın yüzündendir ama sanmıyorum. günü de bi kaç grafiti yaparak bitirdim sonrada tost yaptım şimdide bunu yazıyorum
aslında tost yaptıktan sonra five easy pieces diye bir filmi izlemeye başladım çünkü çok hoşuma giden bir beat dinlerken videoda filmden parçalar kullandıklarını fark ettim ve film ilgimi çekti.
grafitilerim güzel oldu. açıkçası grafiti yapmayı seviyorum, genel olarak çizmeyi seviyorum ama bazen çizmek beni gerçekten ferahlattığı kadar da bunaltabiliyor. ama o dolgun vücutlu sarışın hala aklımdan çıkmıyor!
herneyse bu aralar baya kadınsız kaldım cinsellik lazım tabii. napolyon diye bir de kedimiz var şimdi onla yaşamaya alışmaya çalışıyorum. kediyle yaşamakta zor valla. heryere girmek istiyor, sürekli ilgi istiyor,
ilgi gösterdiğim zamanda kaçıyor ve çok tatlı sevmeden duramıyo insan. eh eh eh başka ne kaldı. bu rap ve hip hop kültürüne biraz daha değinmek istiyorum. hip hop ve beatler ve cart curt. yeterince değindim sanırım
iyi geceler. bu arada filmi hala izlemedim filmi başlattım 10 dakika izledim sonra o dinlediğim beati bulmaya çalıştım beati bulduktan sonrada bişeyler yazasım geldi ve yarım saattir filme dönemedim amk. YETER YAZMIYOM ARTIK.

2 Mart 2017 Perşembe

özgürlükteki potansiyel

bastırılmış bir toplum olduğumuz aşikar. ne cinselliği doya doya yaşıyoruz ne aşkı ne sevgiyi. etrafımda hep kıstırılmış bastırılmış insanlar görüyorum, onları çok eskiden gördüğüm lastik bi banda sıkışıp anormal şekilde gelişmiş kaplumbağaya benzetiyorum.


tek istediğim insanların kendini sağlıklı bir şekilde ifade edebilmesi ve dünyada ki zevklerden, özgürlüklerden mahrum kalmaması. bu yüzden din olaylarına sıcak bakmıyorum insanları kıstırıp yukarıdaki gibi anormalliklere sebep oluyorlar. huzurlu ve mutlu bir toplum olabilmek için yapmamız gereken içinizdeki şehveti ve yaşama sevincini baskılamamanız. eğer bu şekilde biçimlenmiş bir toplum olsaydık eminim şu andakinden daha sağlıklı bir toplum olabilirdik. bu bahsettiğim konular chocalate filminde çok güzel bir şekilde işleniyor izlemenizi tavsiye ederim.


hayattan, yaşamdan ve kendi varoluşumuzdan zevk almak bu kadar zor olmamalı!