20 Aralık 2023 Çarşamba

Yine kafama vurdu bu aşk

 Nasıl çekip çevireyim bu çöplüğü? Dünya çöktü üstüme. Ben bir savaşçıyım. Düşersem yeniden kalkarım. Bin kere düşerim, bin kere kalkarım. Dizlerim inan ki paramparça. Kan revan oldu yürüdüğüm yollar. Ayaktayım? Senin için. Senin sözlerin ve gözlerin. Benim hayatımı kurtardın. Seni sevdim, hemde yürekten, en derinden. Sonsuz bir boşluğu sonsuz bir şekilde dolduracak bir aşk. Tamamlanmaktan uzak.


You always hurt the one you love, the one you shouldn't hurt at all.

9 Ekim 2023 Pazartesi

Sen ve ben

 Aşka dair ne biliyorsun? Salak bir orospunun tekisin. Siktir git şimdi. Bu acıyı o kadar uzun süre taşıdım ki, unuttum. Unuttum güneşi, ayı ve yıldızları. Ucuza kaçtı hayat, tadını alamadım. Ne duymak istiyorsun? Siktir git, hiçbirini duyamayacaksın. Sağırsın, aptalsın. Kırık dökük işler, herkes böyle. Sanıyorum, tek yaptığım sanmak. Varsayımlarda bulunmak. İşim zor, çok zor. Bu hayat, içindeki her türlü düzlem. Kırığım işte, yok çaresi. Çivi tutmaz, yapıştırsan durmaz. Kırığım dibine kadar. Suçlu benim, ben çekip gittim, arkamda gözyaşları bıraktım. Sinekliği bulamadım ki öldüreyim sineği. Kaçış yok, koptum. Bu sel, beni ezdi geçti. Kim bilir karşı cephe ne halde? Kendimi aptal durumuna düşürüyorum, rezil olup duruyorum. Rezil herifin tekiyim. Seviyorum? Seviyorum. Aşık oluyorum. Kalbimde bir umut doğuyor, boğuluyor. Can çekişini duyuyorum. Bu lanet herif, başına açtığı işlerin sorumluluğunu almasını bilmeyen bir kepaze, şimdi tutmuş utanmadan sızlanıyor. Sen ne biliyorsun? Ben bu ağırlığı taşıyorum? Çünkü salağın tekiyim. Kalbim yeterince büyük sanıyorum. Değerine bakmıyorum, hesabını yapmıyorum, vuruyorum sırtıma anasını satıyım. 

18 Eylül 2023 Pazartesi

Kara

 Hüzün mü kol gezen karanlıkta? Bir adım uzakta. Elimin ucunda. Dünya fani dönüp durur. Bakmaz gözyaşına, bakmaz falına. Açar kartlar, küçük eller. Bir umuttu, yanıp bitip tükendim. Kumarı kaybettim. Ölmedim, öldürüldüm. Yol boyu, yeşiller, maviler ve gri. Kutu nerede? İçinde ne var? Tansiyon yüksek ve alçak. Bir kaçak. Rüzgara dokundum, savruldum. İstenen şey bir adım uzakta, bir parmak boyu bazen. Tüm günah ve tüm çirkinlik. Kefen parası, iade, tenezzül. Kusur bulma yarışı. İfadelerim, keyifsizliğim, çakı. Taşra, köylü. Eksik ve fazla. Ter döktük, kan döktük, per perişan. Bir savaş değil, karıncalar misali. Yaz mevsimi, kışa hazırlık. İşim gücüm var, kaygılarım var. Pişmanlığa lüzum yok, gerek yok, yer yok. Çok iş var, sabahtan akşama. Çalışmak, emek vermek. Yapılacak işler, korku. Korkuyorum. Tutunacak el yok. Aşk yok. Kimsem yok. Ama bir deliyim, deliliğimden ötürü kaygısızlık. Bir ikilem, bir düğüm. Sinirim var, ellerim var, kaslarım var. Bir dans beni beni bekliyor. Ayaklarımın ve gövdemin hareketi, ahengi. Bir dans ki, yanıp tutuşmak var sonunda, bir anlığına parlayıp sonra kül ve kor olmak. Çabalarımın meyvesi ve ürünü tüm günahlar. Tüm günahlar ki ismi kendinden güzel, hissi bambaşka. Çırpınacak çocuk, kıvrılıp büzülecek. Yüzecek, bir dere, bir nehir, bir deniz. Bir anlatı ve hikaye. O çocuk doğmaya hazırlanır, hevesi doruğunda, kulaçlanır mesafeler, bir devedikeni, tanrı ona söz verdi. Bir günah, bir bozgun. Alaşağı edip darmaduman alaşağı fırlatacak gerçeği. Kurban, kan ve aşk. Şair kalem tutacak, yine bir kafiye uyduracak. Ve aşk tatlanacak, vaatlerin ışığında. Tomurcuklanacak bir ay manzarası belleklerde, tütün saracak bir kaç el, mayalanmış veya mayalanmamış, herkes üstüste, şehvet alıp götürecek, bulanıklaştıracak masmavi göğü, göğsü. Nedir diyecek şair, aşktan yüce? Mumyalanacak dualar, ve papirus bellek olacak. Bir mısra, ikinci mısrayla buluşacak, cümbüş, cumbul cemaat. Kimse karnı aç yatmayacak. Günışığına gözyaşı karışmayacak. Sözler karanlıkta kara sandıkta kilitli kalmayacak. Doğum ve ölüm, bir bağ, üzüm salkımı ve keman. Yaylar ve oklar. Sivriltilmiş, bükülmüş ve kırılmış. Feleğin donu düşmüş, arkasından bir gül yoncası. Fildişi ve fiji sahilleri. Korumak ve sevmek. Korkutmak ve üzmek. Kapının kolunu tutmak, çevirmek, zevkle ve şevkle. Altın ve gümüş karışımı bir gülümseme. Sarmalı kucaklamak, sarmalı sarmak, saklamak. Tortu, birikinti ve yağmur. Kim ıslandı bu hüznün şafağında. Kim ıslattı o yüce kadınları şehvet hamağında. Kayıplar verildi, nefesler kesildi. Yutkundu kaldı izleyenler. Ve kahpe felek çöreklendi payına düşeni almak için. Bir çorba gibi karıştırdı kazanı aşçı yamağı. Kudurdu, havladı, uludu, hırladı. Boğuştu çamurda çırılçıplak, cıbıldak. Körpeydi, kördü gözleri, tutunduğu dallar dal değildi, yanlışları doğru bilirdi, çamur kolay kavradı bileğini ve aşk salınca zehrini, goncalandı o gül, o şafağın kırmızısında, boyarken güneş dünyayı ışığıyla, ağrı sancı ve acı eşliğinde, bir doğum, bir ölüm, bir savaş, bir barış, hallice hallendi günah. Karnı tok, yazlar ve kışlar geçmiş. Yayılmış yüzünde ve göğsünde. Kaşları yay gibi ve kar düşmemiş teninde bahar, akla binbir türlü kara çalar, tutar elinden kıskıvrak ipince, belirsizce, serbest ve sebepsizce. Kıskıvrak yakalanır oracıkta, kör bir balık gibi, kıvranır bir kısrak gibi. Koyun olur, kuzu olur, av olur, tavşan olur. Tazı koşar yakalar. Kumlu tepelerde, rüzgarın yalayıp geçtiği, güneşin iz düşürdüğü vakitlerde. O sabah koyuydu, güneş çıkarken soğuttu. Nefesler daraldı, tutuldu sözler ve bir, birçok, kadın.

28 Ağustos 2023 Pazartesi

Khachkar

 Savruldum, dağlar, etekler, insanlar, insanlar. Oy oy oy. Ah ah ah ah ah. Kopardı kayayı, savurdu toprağı. Bu sel, bu sel. Dere akar, gökler ağlar. Bağrına, oh, göz dikmiş. Götürür, her gece. İster, ister. Her gece. Dereler, yağmurlar, körpe kadınlar. Tut yaprağı, em suyunu. Kurut tüket, yine yeşerir korkma. Bu dağlar, tanıktır. Asıktır yüzleri, kıskançtır. Oh o güzel bağrına, akıtacağım dereyi. Süt gibi, aşk gibi, günahlar yıkanmış. Temizler, bu sel. İçini, dışını, aklını, kararını. Körpe kadınlar, ovalar. İki dağ arası, kar gölü. 

12 Ağustos 2023 Cumartesi

Turuncu

 Bebeği elinde, gözleri güler. İmkansız? Sen ve ben. Dayın yorgun yunus. Ben mahvolmuş bir adamım. Sevdiğimi kovaladım. Sevmek bu değil midir?

Bulanık sularda yüzdüm, kendi adıma konuşuyorum. Tutundum üstümü yara bere içinde bırakan kayalara. Dalgalar yıkadı yaladı yaralarımı. Tuzlu sular bulandı kana. Kara sulara karıştı kanım. Karıştı yağmur damarlarıma. Acı bir soğuk saplandı yüreğime. Ölmedim, hayattayım. Peki yaşamak? Bir kaya üstünde çaresizce. Ne gelen var ne giden. Felç tutmuş bir yanımı, hissedemiyorum. Tutturmuşum bir türkü, ağıt yakıyorum. 

Topladım çalıyı çırpıyı. Ormanın yeşiline döktüm terimi. Çürümüş toprak, çürümüş yaşam. Bir iz bıraktım arkamda. Beyaz ve çirkin. Tövbelerim kime?

30 Temmuz 2023 Pazar

Ölüm üzerine

 Düşüncelerin olmadığı yer. Rahatlıkta yok, rahatsızlıkta. Sıcak yok, soğuk yok. Zevk yok, acı yok. Düşünce yok. Ölüm üzerine, ölüm üstüne. Ölmeyi istedim yalan değil. Ölüme yürüdüm yalan değil. Direksiyonun kolunu kıvırdım, hızlandım yalan değil. Motor bozuldu yalan değil. Uçmadım uçurumdan, kırılmadı kolum bacağım. Çıkarmadılar dereden cansız bedenimi. Boğulmadım. İç organlarım iflas etmedi. Ölüm üzerine düşünüyorum, beyhude. Düşünmek ölümü, beyhude. Yaşamak var sadece, ölüm yok. 

Kutuları dizdiler üst üste. Aldığı şekil ve içimde uyandırdığı duygular. Sıcaklık, ardından soğuk. Soğukluk, ardından sıcak. Bir türkü var aklımda, uzak diyarlardan düşmüş içime. Tek hatırımda kalan bir ağıt, bir yakarış. Koparıyor yeri göğü, bulanıklaşıyor yeryüzü. Kulaklarımdan çok uzak, duyulmaz, anlaşılmaz ve boğuk.

İstediğim şey buydu. İki kere iki dört. Öyle olmadı. Sonuçlar, aklım ve hislerim. Kırdım kırabildiğim kadar. Kırılacak ne kaldı geriye? Kırık, dökük suratlar. Ne yer ne içer bu insanlar. Düşündüm? Ezilmişler, çiğnenmişler. Ayaklar geçmiş üstlerinden, ordular geçmiş. Kırıntılara tutunmuşlar, eksik kalmışlar. Kırık dökük insanlar görüyorum. Ne yapabilirim ki? 

Bu düzlem, bize hizmet eden şeyler. Empati? Köpekler. Elim yüzüm, üstüm başım. Hep toz, hep toprak. Delirmiş oğulları, bırak. Bir ileri bir geri. Saydım, saydırdım. Bir vaatte bulundular, bir dahi, bir deha! Kafam. Ah kafam! Vah kafam! Vura vura vurgun yedim. Vuruldu kafam, vurdu kafam. Üstüm başım, kedi köpek.

6 Temmuz 2023 Perşembe

Bebek boku cazibesi

 Bu olay bundan bir yıl önce yaşandı, olayları yeniden hatırlarken kafama dank etti. Temmuz ayıydı Rizede tatil yapmaktaydım. O sıralar yiğenime annem ve babam bakıyordu, yayla evindeydik. Bende fırsat buldukça yürüyüşlere çıkıyor, enfes manzaraları izliyor, doğanın tadını doyasıya çıkarıyordum. Yaşadığımız bölgeye pek çok turist gelirdi, pek çok milletten. Katarinayla da bu şekilde tanıştım. Şelaleyi izlemeye gittiğim bir gündü, o ise turist kafilesiyleydi. Siyah polo tshirtümü giymiştim. Bana çok yakışırdı, cazibem üstümdeydi. Katarina sarı bukleleri ve maviş gözleriyle beni uzaktan görüp farketmiş yanıma gelmişti. Arkamdan omzuma dokunup, "Excuse me? Can you take a photo of me please". demişti. Bunu tanışmak amacıyla yapmamıştı tabii, sadece şelalenin önünde güzel bir fotoğraf çektirmek istiyordu, ben de yakınlardaydım. Dönüp ona bakınca, o maviş güzel gözleri gördüm ve karşılaştığım güzellik karşısında biraz afalladım. Gözlerine baktığımda, ki bakmaya doyamadım, farkettim ki, bu kadının içinden tükenmek bilmez bir ışıltı ve enerji yatağı akıyordu. Gözlerine bir parıltı yerleşmiş ve kalmıştı, sönmüyordu. Fotoğrafını çekerken verdiği pozlar ve sevecen halleriyle beni hemen baştan çıkardı. İster istemez kendimi ona çekilirken buldum, o ise beni itmiyor tersine ben yaklaştıkça muhabbet ettikçe bana daha da yaklaşıp sokuluyordu. Vaktin nasıl geçtiğini anlayamadan yarım saat muhabbet ettik, ellerimiz sürekli birbirimize dokunmak için fırsat kolluyordu. O ben bir şaka yapınca koluma dokunuyor, ben ise elini koluma yaklaştırırken elini tutmaya çalışıyordum. Birbirimize dokunurken gözlerinde ki parıltının daha da şiddetlendiğini gördüm, kuşkusuz bu kadının içinde tükenmek bilmez bir enerji vardı. Sert, kararlı bakışları ve güçlü gülüşüyle her ifadesi ve sözü büyük bir tutkuyla bana ulaşıyordu. Ayrılmadan önce sarıldık, numarasını aldım ve ilginç birşey oldu. Polo t-shirtümü koklamaya doyamadı. Çıkarıp vermeyi teklif ettim şakasına, gülüp geçiştirdi. Gerçektende tavırlarında kokununda etkisiyle gözle görülür bir değişim oldu. Bakışları bayıklaştı, gülüşü yumuşadı, vücudu gevşedi. Sonra gülüşe öpüşe ayrıldık. Yalnız kalınca tshirtü bir koklayım dedim, kokan şey hafif ve belli belirsiz olan yeğenimin bok kokusuydu. Tshirtü yiğenimin donları ve pijamalarıyla beraber yıkamışlar. 

28 Mayıs 2023 Pazar

Arz ve lütuf

 Tanrı küfretti. Bana değil, sana değil, hepimize. İnsanlar ve ilişkileri. Zelzele olmuştu uyuyakalmıştım, anlarsınız ya? Kaos uykumu getirir. Tanrılara yardım ettim, fikirlerine kulak verdim. Astılar, çarmıha gerdiler, cihat ettiler. Dedim "durun". Kulu köpeği oldular boşluğun. Zaman su gibi, aktı ve gitti. Herşey, dalgalandı dalgalar denizinde. Küfrettim. Bir bildiğim vardı, onu iki etmedim. Adetler ve geleneklere kulak verdim. Herkes aynı sözleri söyledi, herkes aynı sözleri işitti. Yeni bir şey icat edilmedi. Geldi zaman ve geldi mekan. Aktı içimizden, zaman ve mekan. Binlerce yıl, milyarlarca hayat. Ne uğruna? Rüzgarlar esip götürdü cevapları. Ben bunları uzun zaman önce unuttum, çok yıl oldu. Torunlarımın elinden tutun, götürün onları denize, yüzmeye. Ben çocukluğumdan beri böyleydim. Hep sevdim, hep terkedildim. Annem öldü. Babam öldü. Ablam öldü. Bir ben ölmedim. Herkes ve herşey, hep dalgalandı durdu denizimde. Bir dede ve bir torun. Kadınlar ve etekleri uçuştu rüzgarlarda. Külotlarını görmeye çalıştı genç erkekler. Eğildiler, büzüldüler, koştular ve ilerlediler. Ne uğruna? Rüzgarlar gelip götürdü cevapları. Umrumdaydı her şey, saçlarımı döktüler. Saçlarım yerlerde, saçlarım göklerde, saçlarım silinip süpürülmüş büyük bir berber salonu içinde. Köpeğe sorun, havlasın, versin cevapları, hırıltısında gizlidir insanlığın azmi ve hırsı. Dişleri geçer ya ete, zevkten olur dört köşe. Bilirim, bir sıcaklık özlemidir aslında tüm bu yıpranışın sebebi, yırtılarak açılmasaydı kadının eteği, göremezlerdi ebediyeti. İstatistiklere bakmalı dedi adam, rakı kokuyordu buram buram. Ağrıları geçirmedi, gözyaşlarını götürmedi ve yaraları iyileştirmedi ama zevk ve coşku verdi. YETER! diyen var mı? Ben dedim, perişanım. Çünkü yetmedi, hep daha fazlasıyla geldi şehvet ve zevk. Korkular saldı yüreklere tövbelerini bozdurdu günahkarların. Peşine kuyruk etti, bir grup et düşkünü kasabı, kasabalıyı. Aşkın yüce tohumlarını kirletti, zehirledi. Ne uğruna? Rüzgarlar esiyor, cevaplar uçuşuyor dalgaların üstünde.

25 Nisan 2023 Salı

Age of bullshit

 Dizlerime kadar batmışım çamura. İnternetin çeri çöpü dolanmış aklıma. Neredeyim? Kimleyim? Ne yapıyorum? Tek bildiğim içimde bir özlem, eski şarkılar. Ateş başı muhabbetleri. Kimi arıyım? Dünyanın neresine gideyim? Hangi resmi çiziyim? Bu boşluk dolar mı? Tanrım yardım et. Duy tövbelerimi, uzat elini.

7 Nisan 2023 Cuma

Kafayı kırmak

Uzuvlar döner ve dolaşır. Göklere doğru, güneşe doğru. Bir dere var içimde, kıpkırmızı. Toplanıyor tüm yağmurlar, birikiyor içimde. Fırtınalar, yıldırımlar ve gök gürültüsü. Art arda geliyor her şey. 

Kan ve gözyaşı, başımdan aşağı. Kim anladı, kim anlattı. Uzun, büyük ve tehditkar el kol hareketleriyle anlattı. Tüm vücudu ve ağırlığıyla. Yüce bir ağaç gibi. Devrildi gövdem, gövden. Aşk, bir yolunu bulur, sızar en ince zihinlere. Mevsim dönümü, yapraklar, yağmurlar. Bu yüce kaya parçası üstünde, ayaklarımız yanıyor her adımda. Başımız bulutlardan dışarı sarkıyor, sarmalıyorum dünyayı. Gerdi kollarını, upuzundu kolları. Tuttu saçını, tuttu ve kokladı. Gerindi tüm vücudum, terledim, üşüdüm. Ne kar yağdı, ne de yağmur. Kışın ortasında yaz, sımsıcak hava. Pek çok buluşma, aşk. İki kayıp, yorgun yolcu. Bir ağacın gölgesi. Dinlenip sohbet etti, paylaştı muhabbeti. 

19 Şubat 2023 Pazar

Derin

 Yitip, gidip, bitmişim. Neredeydim en son? Nerede bırakmıştım ipin ucunu? Tanrı uzandı. Tuttu ellerimden. Tövbelerim ve gözyaşlarım. Kupkuru, sımsıcak. Çöller. 

Niyetim belli. Gözlerim kısık, etraf toz duman. Yıkıldı binam, çöktüm, göçük. Yitirdim. Bir zamanlar, bazı anılar. Ne kadar da derindi. Ne kadar da anlamlı. O kadar acı çektim ki. O kadar kötü hissettim ki. Fırtınalar, yağmurlar ve insanlar. Nefes alasım gelmedi. Günler öyle bir geçti ki, ne tutabildim, ne de anlayabildim. Öyle kötüydüm ki. Öyle berbattım ki. Öleceğimi sandım, hergün ölümü çağırdım, onu bekledim. Bulutları izledim. Aldıkları şekilleri, renklerini ve gölgelerini. Ah, fırtına. Ah. Gece vakti, hatırlarım. Yağmur yağmıştı, her yer ıslak. Yansıdı acım tüm o görüntüden, biriken yağmur damlalarından ve gözlerimden. Ne zor zamanlardan geçmişim. Haberim olmamış. Ölüm ve yaşam arasında sıkışmışım. Nasıl çıkmışım? Nasıl hala burdayım? Ne yaşandı onca zaman? O korkunç zaman ve o korkunç mekan. Bir ömür yakamı bırakmaz bu işkence. Her gün, başından sonuna kadar. Ne yedim, ne içtim? Nasıl hayatta kaldım? Nasıl ölmedim? Deprem oldu, aşk çöktü üstüme. Bir ayrılık kırdı fay hattımı. Koptum, zamandan ve mekandan. Ne gördü gözlerim ve ne işitti kulaklarım? Günlerce ne yaşadım ben. Sabahtan akşama kadar. Ne bir insan sesi ne de bir sıcak el dokundu ellerime. Senin aşkın günay. Senin gözlerin günay. Sen kurtardın beni. Sensiz halim beterdi. Aşkım. Mutluluğum. Hayatımın güneşi.