Hüzün mü kol gezen karanlıkta? Bir adım uzakta. Elimin ucunda. Dünya fani dönüp durur. Bakmaz gözyaşına, bakmaz falına. Açar kartlar, küçük eller. Bir umuttu, yanıp bitip tükendim. Kumarı kaybettim. Ölmedim, öldürüldüm. Yol boyu, yeşiller, maviler ve gri. Kutu nerede? İçinde ne var? Tansiyon yüksek ve alçak. Bir kaçak. Rüzgara dokundum, savruldum. İstenen şey bir adım uzakta, bir parmak boyu bazen. Tüm günah ve tüm çirkinlik. Kefen parası, iade, tenezzül. Kusur bulma yarışı. İfadelerim, keyifsizliğim, çakı. Taşra, köylü. Eksik ve fazla. Ter döktük, kan döktük, per perişan. Bir savaş değil, karıncalar misali. Yaz mevsimi, kışa hazırlık. İşim gücüm var, kaygılarım var. Pişmanlığa lüzum yok, gerek yok, yer yok. Çok iş var, sabahtan akşama. Çalışmak, emek vermek. Yapılacak işler, korku. Korkuyorum. Tutunacak el yok. Aşk yok. Kimsem yok. Ama bir deliyim, deliliğimden ötürü kaygısızlık. Bir ikilem, bir düğüm. Sinirim var, ellerim var, kaslarım var. Bir dans beni beni bekliyor. Ayaklarımın ve gövdemin hareketi, ahengi. Bir dans ki, yanıp tutuşmak var sonunda, bir anlığına parlayıp sonra kül ve kor olmak. Çabalarımın meyvesi ve ürünü tüm günahlar. Tüm günahlar ki ismi kendinden güzel, hissi bambaşka. Çırpınacak çocuk, kıvrılıp büzülecek. Yüzecek, bir dere, bir nehir, bir deniz. Bir anlatı ve hikaye. O çocuk doğmaya hazırlanır, hevesi doruğunda, kulaçlanır mesafeler, bir devedikeni, tanrı ona söz verdi. Bir günah, bir bozgun. Alaşağı edip darmaduman alaşağı fırlatacak gerçeği. Kurban, kan ve aşk. Şair kalem tutacak, yine bir kafiye uyduracak. Ve aşk tatlanacak, vaatlerin ışığında. Tomurcuklanacak bir ay manzarası belleklerde, tütün saracak bir kaç el, mayalanmış veya mayalanmamış, herkes üstüste, şehvet alıp götürecek, bulanıklaştıracak masmavi göğü, göğsü. Nedir diyecek şair, aşktan yüce? Mumyalanacak dualar, ve papirus bellek olacak. Bir mısra, ikinci mısrayla buluşacak, cümbüş, cumbul cemaat. Kimse karnı aç yatmayacak. Günışığına gözyaşı karışmayacak. Sözler karanlıkta kara sandıkta kilitli kalmayacak. Doğum ve ölüm, bir bağ, üzüm salkımı ve keman. Yaylar ve oklar. Sivriltilmiş, bükülmüş ve kırılmış. Feleğin donu düşmüş, arkasından bir gül yoncası. Fildişi ve fiji sahilleri. Korumak ve sevmek. Korkutmak ve üzmek. Kapının kolunu tutmak, çevirmek, zevkle ve şevkle. Altın ve gümüş karışımı bir gülümseme. Sarmalı kucaklamak, sarmalı sarmak, saklamak. Tortu, birikinti ve yağmur. Kim ıslandı bu hüznün şafağında. Kim ıslattı o yüce kadınları şehvet hamağında. Kayıplar verildi, nefesler kesildi. Yutkundu kaldı izleyenler. Ve kahpe felek çöreklendi payına düşeni almak için. Bir çorba gibi karıştırdı kazanı aşçı yamağı. Kudurdu, havladı, uludu, hırladı. Boğuştu çamurda çırılçıplak, cıbıldak. Körpeydi, kördü gözleri, tutunduğu dallar dal değildi, yanlışları doğru bilirdi, çamur kolay kavradı bileğini ve aşk salınca zehrini, goncalandı o gül, o şafağın kırmızısında, boyarken güneş dünyayı ışığıyla, ağrı sancı ve acı eşliğinde, bir doğum, bir ölüm, bir savaş, bir barış, hallice hallendi günah. Karnı tok, yazlar ve kışlar geçmiş. Yayılmış yüzünde ve göğsünde. Kaşları yay gibi ve kar düşmemiş teninde bahar, akla binbir türlü kara çalar, tutar elinden kıskıvrak ipince, belirsizce, serbest ve sebepsizce. Kıskıvrak yakalanır oracıkta, kör bir balık gibi, kıvranır bir kısrak gibi. Koyun olur, kuzu olur, av olur, tavşan olur. Tazı koşar yakalar. Kumlu tepelerde, rüzgarın yalayıp geçtiği, güneşin iz düşürdüğü vakitlerde. O sabah koyuydu, güneş çıkarken soğuttu. Nefesler daraldı, tutuldu sözler ve bir, birçok, kadın.