30 Mayıs 2025 Cuma

Yazmak için geldim

 Geçen gün o hatunu gördüm. Hani gözleri parıl parıl parlayan şu hatun. İsmi neydi? Simge. Ah be simge. O güzel saftirik gözler. Bir muhabbet geçmişti vesselam aramızda. Eminim o da parmaklarıyla veya simli kaleminin ucunu dişleye dişleye beni düşünerek bir iki şey karalamıştır veya yazmıştır. Benden ona aşk mektubu olsun bu yazı. Simge bebeğine. Esmer meleğe. 

Yazan çizen fazla insan yok çevrede. Binde bir yüzde bir belki. Kimse düşüncelerinin içine gömülüp o çirkin şeyi o ilkel yaratığı ve bencil puştu görmek istemiyor belki. O niye yazdı acaba? Beni aşk dile getirdi azizim. O eski kadim aşk. Yaşamın özü olan aşk. Herşeyden daha güçlü olan aşk. Bence onun kalemini de aşk ve özlem oynattı. Onu ısırmak istiyorum, kanatmak istiyorum. Aklıma geleni yazacağım. Çekincesiz ve sapkınca. Avının peşinde kurnazlık yapan yırtıcılar misali. Aklıma o fena manzara geldi. Kafamın ve düşüncemin iyi yerlerde dolaşmadığı zamanlarda kendime şu soruyu sormuştum. Hayat nedir? Yaşam nedir? Sonra al sana yaşamın cevabı puşt dercesine bir kaç vahşi yaşam belgeseli izledim. O belgesellerden birinde, Hamile bir antilop afrikalı vahşi köpekler tarafından parçalanıyordu. Önce  geyiğin karnını yarıyorlardı sonra bebeği çıkarıp derisini koparıyorlardı. Anne hala hayatta yaşam kalım mücadelesi veriyor bunlar yaşanırken. Öyle fena birşeydi işte. 

Yazmayı özledim. Düşüncemin izini dökmeyi. Düşünce sadece kafamın içinde ama buradan bu parmaklardan, klavyelerden ve kodlardan programlardan şu önümdeki ekrana düşüyor. Konuşmayıda seviyorum, diyalog kurmayıda seviyorum elbet ama bu türlüsü bir farklı. İnsanın kendiyle düşüncesiyle kurduğu diyalog bir başka. 

Simgeyi cinsel olarak arzuladım. Tuhaftı. Ona karşı hiçbir hissimin olmadığını sanıyordum. Dün onu görene dek. Çok konuşkan bir kızdı. Görünüşü çok sıradandı. Çok şey anlattı ama anlattıkları sıradandı ve bende ilgi ve heyecan uyandırmadı. Sadece konuşkan olması hoşuma gitmişti diye hatırlıyorum. Ne kadar entellektüel bir puşt olsam da entellektüel muhabbetleri hiç sevmem. Yeri gelir tiksinir ve nefret ederim. Kendimi bazen entellektüel diyaloglar içinde bulduğumda kendime sinirlerim. O kızla da öyle entellektüel kıvamda birşeyler konuşmuştuk yanlış hatırlamıyorsam. Ben konuşmayı pek sevmiyorum. Kelimeler çok yetersiz. Bakmayı gülmeyi ellemeyi ve dokunmayı seviyorum. Kokuları ve ışığı seviyorum. Sıcaklığı. Yeri gelir bir iç çekiş binbir lafın anlatamadığını anlatır. Aklıma Günay geliyor. Onunla sessiz sessiz durmuştıuk. İkimizinde çenesi düşüktü o gün. Çok şey yaşanmıştı. Sonra bizi durdurdu o merdivenlerin orada. Sustum. O da sustu birden bire. Hiçbir kelime söz söylemedik. O uzaklara baktı. Ben onun gözlerine baktım. Sonra o da benim gözlerime baktı. Ellerini tuttum hemen. 1-2 dakika öylece kalakaldık. 

Yazmak için geldim. Bugün kıçı kırık yaşlı bir ihtiyarın youtube videosunu gördüm. Ömür geçip gidiyor diye. Yazmak benim hoşuma giden eylemlerden. Yazıyla meşgul olmayı seviyorum. Hayatıma derinlik ve renk katıyor. Düşüncelerimi toplayıp bütünleştiriyor. 

Stream of conciousness daha iyi. Yine kumarbazlar ve kumlara dair birşeyler yazabilirim. Düşüncemi serbest bırakacağım. 

Kusura bakma Simge, herşey havada kaldı. Cinsel iştahım öğleden sonra birden düştü. Öğleye kadar zıpkın gibiydim şimdi su yosunu gibiyim. Buraya ateşli ihtiraslı birşeyler yazmak isterdim fakat hevesim yok. Usta bir okçu okunu atması gereken zamanı bilir. Ne ok atmayı düşünür, ne de oku çekmeyi. Zamanı geldiğinde ok kendiliğinde çıkıp hedefe ulaşır. Öyle birşey işte.