Ah bu yollar ve çıktığı yerler. Arka sokaklar ve kenar mahalleler. Bir iç çekiş, sigara dumanı ve bulutlar. Karışıyor düşüncem yaz akşamına ve bir kadının saçları düşüyor aklıma. Dilinden dökülen her nağme ve her cilvede hayat buluyor bu vücut ve dereler hücum ediyor akması gereken yere. Gür çağlayanlar çağlıyor çağlar boyu, akıp gidiyor karışıyor yaşamın en derinine. Kor gibidir, bir dudak ve aşk. Hali perişandır, gözleri kamaşmış, kamışla oynaşmış ve kalbi temiz, süt gibi teninde goncalar dolusu, öpücükler ve güller ve doluca aşk.
Bilirsiniz, bir yağmur yağar bazen, geceleri güzel, gündüzleri hüzünlü yapar. Bir kadın vardır, o yağmurun her yağışında bir türkü tutturur. Karıştırır fincanının içinde gelecek olan baharı ve aşkı. Tutar sapından, kavrar bir savaşçının kılıcını kavrayışı gibi. Sımsıkı ve kuvvetlice asılır verir ağırlığını verir tüm bedenini, ruhunu, aşkını, hayatını bu uğurda. Bir mücadeledir bu, terdir akan, gözyaşıdır ve hıçkırıklardır boğulan, havayı nemlendiren.
Bir toprak vardır, insanların batmayı sevdiği, düşüncesi bile batırır insanı içine bazen. Ötelerden, çağlar öncesinden gelen, sıcak bir çamurdur bu ve aşktır. Ve emreder çoğu zaman insana, hayasızca, buyurur ve emreder, insan köledir, insan sefildir, insan itaat eder. Bir ve birden çok, her insan ve tek insan, bir olur, iki olur, çok olur bu çamurda, kirler karışır, kirler yıkanır, kirler birbirine bulanır ve hayat anlama yaklaşır, anlamdan uzaklaşır, ikilenir ve teklenir, bütünleşir ve ayrılır.
O dağlar ki arkasından gelir yağmur, tüm o pak beyaz bulutlar ve güneşin başakları, buğdayları. Önce rüyalara gelir ve hep körpedir. Bazen olgun bir kadının olgun meyvesi, bembeyaz iri göğüsler gibi. Kim bilir ve kim itaat eder, hep toy taylar ve ak kısraklar. Uzun ve geniş ovalarda dört nala, kimi ak kimi kara. Hep arka arkaya, varacakları duraklar, hep uzaklar...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder